ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi Standardı, ülkemizde genel olarak duvarda bir sertifika olarak kabul edile gelmiştir. Standarttaki “Kuruluşun Bağlamı” maddesi, işletmenin çevresindeki riskleri önceden görüp önlem almasını öngörür; yani sel, deprem, yangın gibi felaketler bu maddenin tam da konusudur.
Geçtiğimiz hafta Ayazağa’da yaşanan sel felaketi, bir mahallenin sınırlarını aşarak Türkiye’nin finans kalbi sayılan Maslak’a kadar uzanan bir etki yarattı. Birkaç saatlik yağışın ardından ortaya çıkan manzara, sadece sokakları değil, işletme yöneticilerinin zihinlerini de suya boğdu. Çünkü bu sel, “hava durumu haberi” olmaktan çok uzak; tam anlamıyla işletme yönetimi açısından bir uyarı metni niteliğinde.
Ayazağa’da 300 iş yerinin hasar görmesi, yüzlerce aracın zarar görmesi, altyapının yetersizliğinin ortaya çıkması ve esnafa acil destek açıklanması…
Ortaya çıkan tablo, işletmelere şu gerçeği hatırlattı: Risk dediğimiz şey, sadece deprem yönetmeliğinde durmuyor; yağmur yağınca da kapıyı çalıyor.
Ayazağa, Maslak’ta çalışan binlerce kişinin yaşadığı bir bölge. Sel sadece esnafı değil, Maslak’taki şirketlerin iş akışını da etkiledi. Çalışanlar işe ulaşamadı, yollar kapandı, bazı ofisler su aldı.
Bu olay, işletmelere şu basit ama sert gerçeği hatırlattı: İş sürekliliği planı, büyük şirketlerin lüksü değil; her işletmenin hayatta kalma sigortasıdır.
Hasar gören dükkânlar, zarar gören araçlar, kaybolan stoklar… Sigortası olmayan işletmeler için doğrudan zarar; sigortası olanlar için ise uzun tazminat süreçleri anlamına geliyor.
Bu felaket, işletmelere şu mesajı verdi: Doğal afetler artık “istisna” değil; maliyet kalemi.
Ayazağa deresi ve çevresindeki altyapı yetersizliği, selin temel nedenlerinden biri olarak açıklandı. Bu durum, işletme yönetimi açısından kritik bir noktaya işaret ediyor: Bir işletmenin en büyük riski bazen kendi içinde değil, bulunduğu şehrin altyapısında saklıdır.
Kuruluş yeri seçimi, artık sadece kira ve ulaşım üzerinden yapılamaz; imar geçmişi, dere yatakları, risk haritaları da işin içine girmeli.
Ayazağa’da yaşayan binlerce çalışan sel nedeniyle evlerinden çıkamadı. Bu durum Maslak’taki şirketler için görünmez bir risk yarattı: iş gücü erişimi.
İşletme yönetimi açısından bu olay, şu gerçeği hatırlattı: Çalışanların yaşadığı bölge, işletmenin görünmez parçasıdır.
Sel sonrası bazı işletmeler çalışanlarına destek verdi, bazıları uzaktan çalışmaya geçti, bazıları ise sessiz kaldı. Kriz dönemlerinde verilen tepki, işletmenin marka algısını doğrudan etkiler. Ayazağa’daki sel, işletmelere şu soruyu soruyor: “Kriz anında çalışanına, müşterine, tedarikçine nasıl davranıyorsun?” Çünkü kriz anında verilen tepki, işletmenin gerçek karakterini ortaya çıkarır.
Bu felaket, KOBİ’lere beş net mesaj verdi:
• İş sürekliliği planı şart.
• Finansal risk yönetimi doğal afetleri de kapsamalı.
• Kuruluş yeri seçimi, altyapı analizini içermeli.
• Çalışanların yaşadığı bölge işletmenin risk haritasına dahil edilmeli.
• Krizde verilen tepki, markanın gerçek yüzüdür.
Ayazağa’daki sel, bize şu soruyu yeniden anımsattı: ISO 9001 belgesi, duvarda bir sertifika mı yoksa işletmenin yaşayan bir parçası mı?
Yorumlar