Aziz dostlar ve kıymetli okurlar...
Bugün üzerinde durmamız gereken en temel mesele, bu dünyaya geliş gayemiz ve o gayenin ruhu olan imanın mahiyetidir. Zariyat Suresi’nde açıkça buyurulduğu üzere, bizler ancak ve ancak Yaradan’ı bilmek ve O’na ibadet etmek için halk edildik. Varlık sahnesine çıkışımızın yegâne sebebi budur. Eğer attığımız her adımı, yaptığımız her işi bu yaratılış gayesiyle uyumlu hale getirebilirsek, işte o zaman hakiki saadete ve huzura erebiliriz. Unutmamalıyız ki bizler başıboş bırakılmış insanlar değiliz; her birimizin üzerinde büyük bir mesuliyet ve sorumluluk yükü bulunmaktadır.
Ayet-i kerimede ifade edilen "Vaz ve nasihat et, şüphesiz bu inananlara fayda verir" düsturu gereğince, imanın ne demek olduğunu yeniden tefekkür etmek mecburiyetindeyiz. İman, sadece dilde dolaşan bir kelimeden ya da Arapça gramerindeki bir mastar kalıbından ibaret değildir. Elbette dil ile ikrar bir şarttır ancak imanın asıl karargâhı kalptir. Bakara Suresi’nde ihtar edildiği gibi, sadece "inandık" demek insanı kurtuluşa erdirmeye yetmez. Zira bazıları vardır ki dilleriyle inandıklarını beyan ederler de kalpleri onlara eşlik etmez. Oysa hakiki iman; darlıkta da bollukta da, sevinçte de kederde de, hatta o en zor anlarda, idam sehpasına yürürken dahi sarsılmadan muhafaza edilen o mukaddes cevherdir.
Cennetin yegâne anahtarı olan bu inanç, bir kısmına inanıp bir kısmını görmezden gelmeyi kabul etmez. İman, külliyen ve yakinen teslim olmaktır. Hz. Ali’nin "Gayb perdesi açılsa ve melekleri görseydim, inancımda bir zerre artış olmazdı" dediği o yüksek itminan derecesine talip olmalıyız. Rabbimizi adeta görürcesine, pürüzsüz ve şüphesiz bir yakîn haliyle inanmak; imanın en zirve noktasıdır. Bu hal, yalnızca bizim cüzi irademizle değil, Allah’ın kalbimize lütfettiği bir nur ve ilhamla kemale erer.
Bize emanet edilen bu kıymetli mücevheri korumak ise en büyük vazifemizdir. Dini akideleri hafife almak, alay etmek veya inkâr kokan sözlerle bu bağı zedelemek, elimizdeki nuru bir anda kaybetmemize sebep olabilir. İnanmak, esasen dünyanın en kolay işi gibi görünse de beraberinde getirdiği sorumluluklar ağırdır. "İnsanoğlu başıboş bırakılacağını mı sanıyor?" ihtarını kulağımıza küpe yaparak, imanımızı hayatın fırtınalarına karşı bir kalkan, bir heyecan ve bir sinerji kaynağı olarak diri tutmalıyız. Ehlullahın ve gönül sultanlarının da buyurduğu gibi; iman varsa imkân vardır, iman varsa selamet vardır.
Yorumlar