Hep isterdim Filistin’den bahsetmek.
Gazze’yi anlatmak, yaşanan zulümleri elimden geldiğince deşifre etmek..
Kelimeler kaçışır hafızamdan, ne zaman niyet etsem.
Dilim hicap duyar olanı biteni anlatmaya,
Lâl kesilir, konuşmaz.
Kalem hicap duyar, sayfalar utanır…
Henüz on yedi yaşında iken, Siyonist İsrail askeri tarafından, hiç yoktan kurşun yağmuruna tutularak şehit edilen Danya’yı anlatmak murat ederim mesela.
Masum genç kızın, şehadeti sonrası resimlerinin yayılması üzerine, onu şehit eden Siyonist askeri bulup bıçaklayarak, genç kızın intikamını alan Raid’i anlatmak isterim. Siyonistlerin kalleşliklerine yaraşır biçimde, Raid’i de alnından tek kurşunla vurup, onu da şehitler kervanına dahil ettiklerini…
Danya’nın babası, Raid’in cenazesine katıldığında, hiç kimsenin beklemediği bir hadisenin vuku bulduğunu, bütün insanlık bilsin isterdim: Şehit Raid’in babasının, şehit Danya’yı oğluna cennette eş olarak istediğini…
“Ben yüz yaşında bir kadınım” diye sözlerine başlayan, işgalci İsrail’in, Ortadoğu topraklarındaki geçmişinden daha yaşlı olan Lübnanlı kadının sesini, bütün dünya duysun, zulme nasıl meydan okuduğunu herkes bilsin isterdim.
“Ben yüz yaşında bir kadınım,
Ve hala dimdik ayakta duruyorum.” diyen o cesur kadın:
“Gerçekten öyle,
Yemin ediyorum eğer gelirlerse onlara taş fırlatacağım.
Yaşlı isem ne olmuş?
Bırakın gelsinler!
Ben yüz yaşındayım, yüz yıl…
Onlara kalbimi verdim, onlara hayatımı verdim.
Evet direndim. Direnmeyi her şeyin önüne koydum.
Devlet ne yaptı? Onlar ne yaptılar, şu an ne yapıyorlar?
Küçük ya da büyük en ufak rolleri yok.
Onları boş ver. Gidip başka yerde bağırsınlar.
Devlet? Bir devlet var mı?
İncir ve zeytin ağacı, sonsuza uzanır,
Bu yüzden ben de yüz yıldır yaşıyorum.
Belki bir yüz yıl daha yaşarım.” Diyerek muzipçe gülümseyen direnişçi ihtiyar kadını herkes dinlesin, anlamaya çalışsın isterdim.
“Vettini vezzuytun” buyuranın aşkıyla
Toprağına kök salan kahramanları, tüm yürekler duysun ve alkışlasın isterdim.
Düğününe birkaç saat kala, yaşadığı çadırın bombalanması sonucu şehit edilen Muhanned Fervane’nin yarım kalan hayallerini, bütün gençler görsünler isterdim. Enkazın ortasında ondan geriye kalan damatlık ile solmaya terk edilmiş düğün çiçeklerini…
Halbuki, yakınlarının gözyaşları ile anlattığına göre, eşiyle oturacakları “çadırı” bile hazırladığını…
Anlatacak öyle çok öykü var ki bu topraklarda. Yazmaya güç yetmez, takat yetişmez. Anlatmaya kelimeler…
Rabbim murad ettiğinde rüzgar tersine döner,
Sular tersine akar
Zalimin tutuşturduğu ateşler,
Döner kendini yakar.
Gözyaşı çiçeğini bilir misin dost?
Döktüğü gözyaşları filizleridir.
Her damla gözyaşı toprakla buluşanda
Bir fidana, bir çiçeğe dönüşür.
Bir iken bin olur, yüz bin olur…
Matematikle hesaplanmaz bazı oluşlar…
Gözyaşı çiçeğine benzetirim Gazzeli’leri;
Toprağa düşen her can, anaların gözünden süzülen bir gözyaşıdır.
Her şehit bir fidan olur, ebediyete yeşerir, kök salar Filistin toprağına
Çoğalır, çoğalır gözyaşı çiçeğince…
Hesaba gelmez bu hesap, sayıyla bilinmez.
Gayrı ben biriktirsem ümmetin döktüğü gözyaşlarını
Billur şişelere doldursam
Emanet etsem Kızıldeniz’in haşin dalgalarına
Bebek Musa’yı koynunda taşıdığı gibi
İncitmeden, kırmadan
Ulaştırır mı rüzgar ve dalgalar
Gözyaşı emanetini Gazze’ye?
Bilse Gazzeli kardeşim
Onun için yaşın yaşın ağladığımı
Sahile inip toplasa şişeleri,
Tanıklık etse ahımıza, eninimize…
Heyhat!
Bu kadar gözyaşı
Söndürmeye yeter mi
Anaların bağrında yanan
Kızıl kıyamet ateşi?
Gözyaşı katreleri ne pirinçtir
Ne de buğday…
Doyurur mu bir deri bir kemik yavrucakların karnını
Elleri semaya kalkık çocukların
Avuçlarında, buharı tüten
Somun ekmeğe dönüşür mü?
Affet bizi Filistin
Gazze bizi affet
Affet Mescid-i Aksa!
Bizi bağışlatacak sermayemiz yok
Gözyaşından ve duadan başka…
Mecbure İnal Vela
Yorumlar