Müslümanların en ağır sınavlarından biri ise kutsalları üzerinden sınanmalarıdır.
Çünkü
kutsallar siyasî mücadelelerin içine girdiğinde doğru tarafı tespit etmek zorlaşır.
Herkes dini, Kur'an'ı ve mukaddes değerleri kendi tarafında gösterebilir.
İslam tarihi bunun acı örnekleriyle doludur.
Cemel'de Müslümanlar karşı karşıya geldi.
Sıffîn'de Müslüman orduları savaştı. Kur'an sayfalarının mızrakların ucuna takılması, savaşın seyrini değiştirdi.
Kerbelâ'da Resûlullah'ın (sav) torunu Hz. Hüseyin ve beraberindekiler katledildi.
Fitne Mekke ve Medine'yi dahi dışarıda bırakmadı.
Harre Vakası'nda Medine büyük bir felaket yaşadı. Şehirde çok sayıda insan öldürüldü; tarihî kaynaklarda Medine'nin üç gün boyunca yağmaya açık bırakıldığına dair rivayetler vardır.
Daha sonra Karmatîler hac mevsiminde Mekke'ye saldırdı. Hacılar katledildi. Hacerülesved Kâbe'den sökülüp götürüldü ve yaklaşık yirmi yıl sonra geri getirilebildi.
Bütün bunlar bize çok önemli bir şey öğretiyor:
Mekke'nin kutsallığı da
Medine'nin kutsallığı da
insanların siyasî ihtiraslarını kendiliğinden ortadan kaldırmıyor!
Daha da önemlisi,
bir mücadelede Kur'an'ın, dinin veya herhangi bir kutsal değerin öne çıkarılması,
o tarafın mutlaka haklı olduğunu göstermiyor.
İşte fitnelerin en zor tarafı budur.
Müslümanlar özellikle böyle zamanlarda
sloganlara değil adalete,
taraflara değil hakka,
söylenenlere değil yapılanlara
bakmak zorundadır.
Aklını, ferasetini ve vicdanını hiçbir siyasî tarafın emrine vermemelidir.
Çünkü
tarih göstermiştir ki siyasî iktidar mücadeleleri gerektiğinde kutsalları da kendi kavgasının aracı hâline getirebilir.
Bu sebeple Müslümanlar,
fitne zamanlarında her zamankinden daha uyanık ve basiretli olmak zorundadırlar.
Fitnenin en büyüğü,
bâtılın açıkça bâtıl olarak gelmesi değildir.
Hakkın dili ve kutsallar kullanılarak
bâtılın hak gibi gösterilmesidir.
Prof.Dr.Mete Gündoğan
Yorumlar