Biz bu satırları,
ne bir halkı diğerine karşı savunmak için
ne bir acıyı başka bir acının önüne koymak için
ne de mazlumları birbirine rakip hâle getirmek için yazıyoruz.
Biz bu satırları,
mazlumun kimliğinin sorulmadığı bir vicdanın şahitliği olarak yazıyoruz.
Bugün dünyanın birçok yerinde insanlar,
Gazze için ayağa kalkıyor.
Bu onurlu bir duruştur.
Bu, insan kalabilmenin asgarî şartıdır.
Ama aynı dünyada,
aynı zulüm düzeni,
aynı sistematik yok ediş,
aynı sessizlik duvarları arasında
Doğu Türkistan hâlâ görünmez kılınıyor.
Biz soruyoruz:
Uygur Türkleri ümmetin yetimi midir?
Eğer rahmet, sadece yüksek sesle konuşulan acılara yetişiyorsa
orada rahmet eksiktir.
Eğer vicdan, sadece izin verilen bayrakları taşıyorsa
orada adalet yaralıdır.
Efendimiz ﷺ âlemlere rahmet olarak gönderildi.
Rahmet; din sormaz, ırk sormaz, coğrafya sormaz.
Rahmet, mazlumu tanır; pasaportunu değil.
Bu yüzden biz diyoruz ki:
Her yürüyüşte,
her kınamada,
her adalet çağrısında
Filistin bayrağının yanında Doğu Türkistan’ın Gök Bayrağı da taşınmalıdır.
Bu bir ayrıştırma değil,
bu bir bütünleştirmedir.
Bu bir “başka bir dosya” meselesi değil,
bu aynı zulmün farklı cepheleridir.
Biz Filistin’i Uygur için savunmuyoruz,
Uygur’u Filistin için hatırlatmıyoruz.
Biz, adaletin bölünmezliğine şahitlik ediyoruz.
– SESSİZLİĞİN SUÇA ORTAKLIĞI
Zulüm sadece silahla yapılmaz.
Zulüm bazen sessizlikle yapılır.
Bazen görmezden gelerek,
bazen “şimdi sırası değil” diyerek,
bazen de “konuyu dağıtmayalım” bahanesiyle.
Bugün Doğu Türkistan’a dair suskunluk,
cehaletten çok
alışılmış bir körlüğün sonucudur.
Oysa biz biliyoruz:
Bir zulüm konuşulabiliyorsa,
diğeri susturuluyorsa,
orada adalet terazisi kırılmıştır.
Gazze için meydanlar dolarken
Doğu Türkistan’ın adının bile anılmaması
tesadüf değildir.
Bu, küresel bir suskunluk mimarisidir.
Ve ne acıdır ki
bu suskunluğun duvarlarında
en azından bazı Müslüman ülkelerin de tuğlası vardır.
Biz kimseyi suçlamak için konuşmuyoruz.
Ama şunu söylemek zorundayız:
Susmak tarafsızlık değildir.
Susmak, çoğu zaman güçlüden yana durmaktır.
Uygur Türkleri bugün:
Ve bütün bunlar olurken,
dünya “stratejik dengelerden” söz ediyor.
Biz o dili reddediyoruz.
Çünkü adalet,
stratejik değildir.
Vicdan, jeopolitik hesap yapmaz.
Rahmet, zamanlama beklemez.
– ÜMMETİN YETİMİ Mİ?
Bu soru bir slogan değil.
Bu soru bir suçlama da değil.
Bu soru, vicdanın aynaya bakma anıdır:
Uygur Türkleri ümmetin yetimi midir?
Yetimlik;
sadece anne-babasını kaybetmek değildir.
Yetimlik,
sahip çıkılmamaktır.
Adı anılmamaktır.
Duası eksik kalmaktır.
Gazze konuşulurken
Doğu Türkistan’ın sus payına düşmesi,
bizi bu soruyla baş başa bırakıyor.
Eğer ümmet,
yalnızca yüksek sesle acı çekenlere kulak veriyorsa,
orada kardeşlik eksiktir.
Eğer ümmet,
bedeli ağır olan zulümleri görmezden geliyorsa,
orada emanet zedelenmiştir.
Biz şunu çok iyi biliyoruz:
Doğu Türkistan meselesi
ne yeni,
ne belirsiz,
ne de “kanıtlanmamış” bir iddiadır.
Bu, şahidi olan bir zulümdür.
Tanığı hayatta olan bir suçtur.
Belgeleri, kampları, kayıpları olan
canlı bir felakettir.
Ve yine biliyoruz:
Bu suskunluğun sebebi bilgisizlik değil,
bedel korkusudur.
Ama soralım kendimize:
Bedeli olan bir adalet,
adalet olmaktan çıkar mı?
Bedeli olan bir şahitlik,
ertelenebilir mi?
Efendimiz(SAV) buyurur:
“Zalimin karşısında hakkı söylemek en büyük cihaddır.”
Ve yine biliyoruz:
Bu cihadın coğrafyası yoktur.
Bu cihadın pasaportu yoktur.
Bu cihadın zamanı şimdidir.
– EMANET SADECE TAŞTAN MI İBARETTİR?
Evet,
Mescid-i Aksâ bir emanettir.
Sadece Filistinlilerin değil,
bütün ümmetin omuzlarındaki bir emanettir.
Ama sormak zorundayız:
Emanet sadece mekân mıdır?
Sadece taş, toprak, duvar mıdır?
Peki ya ilim?
Peki ya irfan?
Peki ya asırlardır bu ümmete yön vermiş
manevî şahsiyetler?
Doğu Türkistan sadece bir coğrafya değildir.
Doğu Türkistan,
ümmetin hafızasıdır.
Kaşgarlı Mahmud,
yalnızca bir Türk âlimi değildir.
O, ümmetin diline
bir ayna tutmuş adamdır.
Dîvânu Lugâti’t-Türk
bir sözlük değil,
bir şahitlik belgesidir.
Bu ümmetin çocuklarına şunu söylemiştir:
“Bu dil vardır.
Bu kültür vardır.
Bu millet İslam’a yabancı değildir.”
Peki, bugün o mirasın çocukları kamplarda kimliksizleştirilirken,
biz susarsak
emanete hıyanet etmiş olmaz mıyız?
Ve sadece Kaşgarlı Mahmud değil…
Ahmed Yesevî’nin nefesi,
Doğu Türkistan’dan Orta Asya’ya,
oradan Anadolu’ya ulaşmadı mı?
Bu topraklar,
tasavvufun sessiz yürüyüşünü
ilk başlatan yerlerden değil miydi?
Bugün susturulan sadece bir halk değil;
bir irfan zinciridir.
Eğer Mescid-i Aksâ’ya sahip çıkmak imanımızın gereğiyse,
Kaşgarlı Mahmud’a,
Yesevî’ye,
o irfan yolunun çocuklarına sahip çıkmak da
aynı imanın vefasıdır.
Çünkü emanet,
bazen bir mabet olur,
bazen bir kitap,
bazen de bir halkın hafızası.
ŞAHİTLİK: ÇÖZÜLMEZ DÜĞÜM
Biz bu sözü
öfkeyle söylemiyoruz.
Nefretle hiç söylemiyoruz.
Biz bu sözü
şahitlik olsun diye söylüyoruz.
Şahitlik;
taraf olmak değildir sadece,
hakikatin karşısında susmamaktır.
Biz şahitlik ediyoruz:
Filistin’de bombalanan çocuk kimliğiyle değil,
masumiyetiyle mazlumdur.
Doğu Türkistan’da susturulan bir halk da ırkıyla değil,
insanlığıyla mazlumdur.
Biz şahitlik ediyoruz:
Zulüm,
bir yerde alkışlanıp
başka yerde görmezden gelinemez.
Adalet,
dosyalara ayrıldığında
adalet olmaktan çıkar.
Biz şahitlik ediyoruz:
Bir elde Filistin bayrağı,
bir elde Gök Bayrak taşımak;
siyasî bir kışkırtma değil,
ahlâkî bir beyandır.
Bu bir meydan okuma değil;
bu, “Ben buradayım” deme hâlidir.
Mescid-i Aksâ’ya sahip çıkmak
emanettir.
Kaşgarlı Mahmud’a,
Ahmed Yesevî’ye,
onların susturulmuş evlatlarına sahip çıkmak da
aynı emanetin devamıdır.
Ve biz şahitlik ediyoruz:
Efendimiz (SAV)âlemlere rahmet olarak gönderildi.
Sadece bir coğrafyaya değil,
sadece bir kavme değil,
bütün mazlumlara rahmet olarak.
Bu yüzden
mazlumun kimliği sorulmaz.
Mazlumun bayrağı ayrılmaz.
Mazlumun acısı yarıştırılmaz.
Bu şahitliği
tarihe bırakıyoruz,
vicdanlara emanet ediyoruz
ve Allah’a arz ediyoruz.
– DUA (MÜHÜR)
Allah’ım,
Bizi hakikate şahit kıldığın gibi, şahitliğimizi de sadakatle taşıyanlardan eyle.
Mazlumu görüp susanlardan değil, mazlumu savunup kibirlenmeyenlerden eyle.
Kalbimizi
Filistin’in taşına,
Doğu Türkistan’ın sessizliğine
aynı hassasiyetle dokunanlardan kıl.
Bize, emaneti sloganla değil, ahlâkla taşıma izni ver.
Unuttuklarımızdan dolayı bizi bağışla,
bildiğimiz hâlde sustuklarımızdan dolayı bizi affet.
Ve bu şahitliği yalnız sözde bırakma Allah’ım;
amelimize,
duruşumuza,
suskunluğumuza bile
adalet kat.
Efendimiz Muhammed Mustafa (SAV) hürmetine,
mazlumun duasını bu şahitliğe şahit tut.
Âmin.
ŞAHİTLİK VAR !
DUA VAR !
SÜKUT VAR !
Yorumlar