1 EKİM’DE YENİ YASAMA DÖNEMİ, YASA VE ADALET

Yayınlanma Tarihi : Google News
author

Kazım ÇETİN

İlk Adımdan Yeni Döneme

Köşemizin ilk yazısıyla birlikte "Benim Penceremden" okurlarımızla bir kelam akdi yapmış, bu satırların günlük siyasi çekişmelerin ötesinde; adaleti, insan onurunu, devlet terbiyesini ve tecrübeyle demlenmiş bir hikmet arayışını merkeze alacağını beyan etmiştik. İlk adımı atmış olmanın getirdiği o hürmetkâr sorumlulukla, bugün tam da 1 Ekim’e—Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yeni yasama dönemini açtığı o müstesna güne—şahitlik ediyoruz.

Yasa Yapmak ile Adaleti Tesis Etmek Arasındaki İnce Çizgi

 1 Ekim, meclis çatısı altında yeni kanun tekliflerinin, anayasa tartışmalarının ve siyasi söylemlerin yoğunlaşacağı bir takvim yaprağıdır. Ancak hem yarım asra yakın talebelerine dil ve irfan öğretmiş bir öğretmenin pedagojik süzgeciyle hem de kışlanın disiplinini ve devlet mekanizmasını yaşamış bir askerin bakışıyla belirtmeliyim ki: Kanun yapmak başka bir şeydir, adaleti tesis etmek çok başka bir şey.

Görünürde 10.3.2011 tarihli ve 6191 sayılı Kanun’la (926 sayılı TSK Personel Kanunu’na eklene geçen Geçici 32. madde) yapılan düzenlemeyle; sadece 28 Şubat değil, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 müdahaleleri sonrasında da YAŞ kararlarıyla ilişiği kesilen personele kısmi haklar tanınmış, özlük haklarında emsallerine dönük iyileştirmeler yapılmıştır. Ancak meselenin özü ve eksik kalan tarafı tam da buradadır: O düzenleme parça başı bir adımdı ve geride devasa bir mağdur kesim bıraktı.

Kıdemi ve rütbesi ayrıldığı güne hapsedilenler, mobbingin şiddetine dayanamayıp genç yaşta emekli olmaya mecbur bırakılanlar, üçlü kararnamelerle görevden alınanlar, istifa etmek durumunda kalanlar, sözleşmeleri tek taraflı feshedilen uzman erbaşlar ve hatta Kara Harp Okulu’nu bitirdiği halde 30 Ağustos teğmenlik nasbından hemen önce ilişiği kesilen askerî öğrenciler... "Kendi isteğinizle ayrıldınız" denilerek sistemin dışına itilen bu binlerce vatan evladına verilen hiçbir hak yoktur. Oysa Genelkurmay Başkanlığı’nın veya TBMM 28 Şubat’ı Araştırma Komisyonu’nun arşivlerine bakıldığında; o meşum dönemlerde kaç genç subay ve astsubayın, ne tür baskılarla sistem dışına itildiği apaçık görülecektir.

 

Kamuoyundaki Yanıltıcı Algı ve Sahadaki Acı Hakikat

 Ne var ki 2011 yılından bu yana, geride kalan bu 15 yıllık süre zarfında; gerek belli başlı medya organlarında gerek siyasi söylemlerde gerekse düzenlenen konferans ve panellerde bu mağduriyetlerin "tamamen giderildiğine" dair yaygın bir algı sunulmaktadır. Bu söylem tamamen yanlış olmasa da fevkalade eksik ve yanıltıcı bir tablodur. Yıllardır sahada olan, bu mücadelenin ve yok sayılmanın bizzat içinden geçen bizler bu gerçeğe canlı şahitleriz. Bize ve sistem dışına itilen binlerce personele en çok acı veren, ruhumuzu en derin yerden yaralayan şey de işte bu "sorun çözüldü, herkes hakkını aldı" illüzyonunun kamuoyuna bir hakikat gibi sunulmasıdır.

Yazı yolculuğumuzun hemen başında bu konuya girmemize bakıp, "Dün bir bugün iki, hemen bir hak arama veya mağduriyet peşine mi düşüldü?" diye soranlar olabilir. Şüphesiz bu aciliyet bir sabırsızlıktan değil; kalemimizin yola çıkış tarihiyle Meclis’in kapılarını açtığı bu tarihi günün denk gelmesinin ve sorumluluk bilincimizin tabii bir neticesidir.

Fiilî Rahatlama ile Hukuki Güvence Arasındaki Fark

Bugün askerî dinlenme tesislerinin kapılarının açılması, kamusal alanlardaki kılık kıyafet kısıtlamalarının kalkması veya yönetmelik esneklikleriyle sağlanan 5 vakit ezan ve ibadet serbestisi son derece kıymetli fiilî adımlardır. Ancak unutulmamalıdır ki bu imkânlar sadece bugünü teyit eder; geçmişte aynı mekânlardan geri çevrilen, sicili bozulan, kıdemi elinden alınan veya görevinden uzaklaştırılan personelin derin yarasını ve gasp edilen haklarını kendiliğinden tamir etmez.

Dahası, doğrudan kanuni ve anayasal bir teminata kavuşturulmamış idari kararlar veya yönetmelik değişiklikleri, dönemsel birer esneklik olmaktan öteye geçemez. Kalıcı bir devlet aklı; günübirlik idari inisiyatiflerle değil, sarsılmaz hukuki metinlerle inşa edilir.

Code Noir(Kara Kanun), Dreyfus ve Onarıcı Adalet İhtiyacı

 Dünya tarihi, kamu otoritelerinin geçmişteki hatalarını resmi ve hukuki metinlerle yeniden tanzim etme çabalarıyla doludur. Fransa tarihine bakıldığında, hukuki bir metinle statüleri resmi çerçeveye oturtan Code Noir (Siyah Kanun) örneğinde olduğu gibi; tarihsel dönüşümler ancak açık, yazılı ve bağlayıcı hukuki metinlerle tescil edildiğinde anlam kazanır. Keza Dreyfus Vakası’nda veya Mandela’nın Hakikat ve Uzlaşma sürecinde görüldüğü üzere; vatandaşıyla hukuken tam anlamıyla barışmayan, geçmişin yaralarını sarsılmaz bir kanuni zeminle ve "onarıcı adaletle" sarmayan hiçbir sistem geleceğe güvenle yürüyemez.

Söylem Hamaseti ve Evlatlarımızın Gözündeki Soğuma

Bir öğretmen ve bir baba olarak sahada bizzat şahit olduğum en yakıcı hakikat şudur: Devlet, millet, ezan ve bayrak gibi kutsal değerlerimiz; yaşanan haksızlıkların ve eksik kalan adaletin üstünü örten birer hamaset malzemesine dönüştürüldüğünde, yetişen yeni nesiller—bizim evlatlarımız—bu kavramlara karşı derin bir yabancılaşma ve soğuma yaşamaktadır. Genç zihinler, adaletle taçlandırılmayan hiçbir soyut söyleme aidiyet duymaz.

Meclis’e Ve Kurucu Akla Çağrı

Bugün Meclis kapılarını açarken; asıl Anayasal ve kanuni sorumluluğun sadece seçim veya iktidar stratejileri geliştirmek değil, geçmişin tüm mağduriyetlerini kapsayan sarsılmaz bir hukuki metinle (bütüncül bir onarıcı adalet kanunuyla) tescil etmek ve hakları eksiksiz iade etmek olduğunu hatırlatmak isteriz.

Devletin aklı, idarecilerin veya uygulayıcıların dönemsel inisiyatiflerine bırakılamaz. 1 Ekim’de başlayan bu yeni yasama döneminin; geçmişte bedel ödemiş, üniformasından veya görevinden uzaklaştırılmış tüm vatan evlatlarının itibarını ve özlük haklarını amasız, fakatsız tescil edecek bir irade göstermesi en büyük temennimizdir.

Benim penceremden görünen hakikat nettir: Evlatlarıyla hukuken ve vicdanen tam olarak barışmış bir devlet, geleceğe yürüyen en güçlü devlettir.

Yeni yasama döneminin adalete, hakikate ve toplumsal helalleşmeye vesile olması dileğiyle...

Yorum Gönder

Yorumlar