Bursa’da düzenlenen “FETÖ ve Siyaset” konferansında konuşan Metin Külünk, FETÖ yapılanmasının yalnızca 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini savundu. Külünk, yapının ortaya çıkışından önceki siyasi ve toplumsal süreçlerin, Türkiye’nin yakın tarihi, devlet kurumlarındaki yapılanmalar ve siyasetle kurulan ilişkilerle birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. Konuşmasının önemli bölümünü 28 Şubat, Milli Görüş, AK Parti dönemi, 15 Temmuz sonrası süreç ve siyaset-devlet ilişkisine ayıran Külünk, özellikle siyasi yapılar ile sivil toplum kuruluşlarına dikkatli olmaları çağrısında bulundu.
Bursa’da “FETÖ ve Siyaset” başlığıyla düzenlenen konferansta eski AK Parti Milletvekili Metin Külünk konuştu. Ördekli Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen programda Külünk, FETÖ yapılanmasının tarihsel arka planına, Türkiye’deki siyasi süreçlere ve 15 Temmuz sonrasında yaşanan gelişmelere ilişkin görüşlerini yaklaşık iki saat boyunca anlattı.
Konferansın ana eksenini, FETÖ’nün yalnızca 15 Temmuz gecesi üzerinden okunmasının yeterli olmadığı yönündeki değerlendirme oluşturdu. Külünk, örgütün nasıl ortaya çıktığının ve hangi toplumsal, siyasi ve kurumsal zeminlerde geliştiğinin anlaşılmasının, 15 Temmuz sonrasındaki mücadelenin de doğru değerlendirilmesi açısından önemli olduğunu savundu.
“FETÖ’yü yalnızca 15 Temmuz üzerinden değerlendirmek yeterli değil”
Konuşmasının başlangıcında doğrudan “FETÖ Türkiye’de anlaşılmadı mı?” sorusunu yönelten Külünk, kendi değerlendirmesine göre Türkiye’de bu yapı hakkında oluşan bilgilerin önemli bölümünün yanlış veya eksik olduğunu söyledi.
Külünk, 15 Temmuz 2016 gecesinin Türkiye açısından kritik bir kırılma noktası olduğunu kabul etmekle birlikte, FETÖ meselesinin yalnızca o gece yaşanan darbe girişimi üzerinden ele alınmasına karşı çıktı.
15 Temmuz’un bir sonuç olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunan Külünk, asıl sorunun “FETÖ’den önce FETÖ var mıydı?” ve “Bu yapı Türkiye’de ne zaman ve hangi şartlarda ortaya çıkmaya başladı?” sorularına cevap verilmesi olduğunu ifade etti.
Bu yaklaşımını Türkiye’nin daha uzun siyasi tarihiyle ilişkilendiren Külünk, Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’in kuruluşuna, Soğuk Savaş yıllarından siyasi hareketlere kadar uzanan bir tarihsel okuma yapılması gerektiğini söyledi.
Tarihsel arka plan vurgusu
Külünk’ün konuşmasında Osmanlı Devleti’nin son dönemi ve Cumhuriyet’in kuruluşundan sonraki siyasi yapılanma geniş yer tuttu.
Türkiye’de Cumhuriyet sonrasında ortaya çıkan siyasi ve toplumsal yapıyı, kendi değerlendirmesi doğrultusunda “batıcı ve jakoben anlayış” üzerinden ele alan Külünk, Türkiye’nin dış politikadaki konumunun da bu tarihsel süreçten bağımsız değerlendirilemeyeceğini savundu.
Konuşmasında İmam-ı Azam ve Maturidi çizgisine de özel yer veren Külünk, Türkiye’de dini referanslı yapılanmaların anlaşılması için yalnızca siyasi olaylara değil, bu yapıların düşünsel ve inanç temellerine de bakılması gerektiğini söyledi.
FETÖ yapılanmasının dini referansları kullanma biçimi üzerinde duran Külünk; rüya, keramet, mehdi ve mesih anlayışları üzerinden oluşturulduğunu ileri sürdüğü yaklaşımın ayrıca incelenmesi gerektiğini dile getirdi.
Bu noktada Külünk, örgütün yalnızca klasik anlamda bir siyasi veya sosyal yapılanma şeklinde değerlendirilmesinin eksik kalacağını savundu.
“Örgüt farklı alanlara sızma kapasitesine sahipti” iddiası
Konuşmanın ilerleyen bölümünde FETÖ’nün farklı kurum ve yapılara nüfuz ettiği yönündeki iddialarını anlatan Külünk, örgütün kendisini bulunduğu yapının kimliğine göre yeniden gösterebildiğini ileri sürdü.
Külünk, bu nedenle yalnızca belirli bir siyasi veya ideolojik kimlik üzerinden örgüt mensubu aranmasının yeterli olmayacağını savundu.
Özellikle 15 Temmuz sonrasında farklı cemaatler, sivil toplum kuruluşları ve siyasi çevrelerin de kendi bünyelerini gözden geçirmesi gerektiğini söyleyen Külünk, “bize sızamazlar” anlayışının riskli olduğunu ifade etti.
Bu değerlendirmelerini herhangi bir somut kişi veya kurum hakkında kesinleşmiş bir suç isnadı şeklinde değil, kendi siyasi değerlendirmesi ve uyarıları çerçevesinde dile getiren Külünk, farklı kimliklerle hareket edebilen yapıların takip edilmesi gerektiğini savundu.
28 Şubat ve FETÖ ilişkisine dair değerlendirme
Konuşmanın dikkat çeken bölümlerinden biri de 28 Şubat süreci oldu.
Külünk, 28 Şubat döneminde Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde yaşanan tasfiyelerin ve devlet kurumlarındaki değişimlerin FETÖ’nün sonraki yıllardaki yapılanmasından bağımsız değerlendirilemeyeceğini öne sürdü.
28 Şubat’ın yalnızca laiklik-dindarlık ekseninde okunmasının eksik olduğunu savunan Külünk, o dönemde farklı toplumsal kesimlerin aynı kategoride değerlendirilmesinin Türkiye’de önemli sonuçlar doğurduğunu söyledi.
Külünk’e göre, dini kimlik taşıyan herkesin aynı yapı içerisinde değerlendirilmesi, FETÖ yapılanmasının kendisini diğer dini ve muhafazakâr çevrelerden ayırmasını zorlaştıran bir sonuç ortaya çıkardı.
Külünk ayrıca 28 Şubat sürecinde devlet içerisindeki bazı kadroların tasfiye edilmesinin, kendi iddiasına göre başka yapıların önünü açtığını savundu.
Bu bölümde Külünk, 28 Şubat ile 15 Temmuz arasında doğrudan bir tarihsel bağlantı bulunduğu yönündeki görüşünü de dile getirdi.
Milli Görüş ve Refah Partisi dönemi
Külünk’ün konuşmasında Milli Görüş hareketi ve Refah Partisi dönemi de önemli bir başlık oluşturdu.
1990’lı yıllardaki siyasi atmosferi anlatan Külünk, Refah Partisi’nin toplumun farklı kesimlerinden destek almaya başladığı dönemi Türkiye’deki siyasi dengelerin değiştiği bir süreç olarak değerlendirdi.
Dönemin ekonomik, sosyal ve siyasi şartlarının toplumdaki karşılığını anlatan Külünk, Necmettin Erbakan’ın siyasi yaklaşımına ilişkin kişisel gözlemlerini de paylaştı.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı dönemindeki Recep Tayyip Erdoğan’ın siyaset anlayışına da değinen Külünk, belediyeciliğin yalnızca yerel hizmet anlayışıyla sınırlı kalmadığını, Refah Partisi hareketinin farklı toplumsal kesimlerle temas kurmasında önemli bir rol oynadığını savundu.
Külünk, 1990’lı yılların sonunda siyasi alanın ciddi biçimde sıkıştığını, 28 Şubat sürecinin ise Türkiye’deki siyasi ve toplumsal dengeler üzerinde önemli etkiler oluşturduğunu söyledi.
AK Parti dönemine ilişkin değerlendirme
Konuşmanın önemli bölümlerinden biri de AK Parti’nin kuruluşundan sonraki dönemdi.
Külünk, Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidar dönemini yalnızca bir siyasi parti yönetimi olarak değerlendirmediğini, Erdoğan’ın kendi ifadesiyle “devlet vizyonu” üzerinden hareket ettiğini savundu.
AK Parti’nin ilk yıllarında farklı toplumsal kesimlerle temas kurulmasının, Külünk’e göre siyasi zorunluluklardan biri olduğunu belirten konuşmacı, FETÖ yapılanmasıyla kurulan temasların da bu dönem içerisindeki siyasi atmosferden ayrı ele alınamayacağını söyledi.
Külünk, özellikle 2009 yılını bir kırılma noktası olarak değerlendirdi.
Bu bölümde 2009 Davos sürecine atıfta bulunan Külünk, Erdoğan’ın dış politika yaklaşımında ve devlet anlayışında bu dönemden itibaren farklılaşma yaşandığını savundu.
Külünk’e göre, bu değişimden sonra Erdoğan ile FETÖ yapılanması arasındaki ilişkinin de farklı bir aşamaya geçtiği yönünde bir değerlendirme yapılabilir.
17-25 Aralık ve 15 Temmuz vurgusu
Külünk, 17-25 Aralık sürecini ve 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimini de konuşmasının önemli başlıkları arasında değerlendirdi.
Bu olayların Türkiye’ye ekonomik ve siyasi maliyetlerinin ayrıca araştırılması gerektiğini belirten Külünk, Türkiye’nin son yıllardaki siyasi gelişmelerinin birbirinden kopuk olaylar şeklinde değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.
15 Temmuz gecesine ilişkin değerlendirmesinde ise darbe girişiminin milletin ve devletin direnciyle başarısız olduğunu belirten Külünk, mücadelenin yalnızca darbe girişiminde bulunan kişilerle sınırlı tutulmaması gerektiğini savundu.
Külünk, güvenlik bürokrasisi, yargı ve diğer kamu kurumlarında görev yapan kişilerin mücadelesinin de sürecin önemli parçalarından olduğunu söyledi.
“Mücadele yalnızca örgüt üyeleriyle sınırlı olmamalı” görüşü
Konuşmanın en tartışmalı bölümlerinden birinde Külünk, FETÖ soruşturmalarının yalnızca örgüt üyeliği iddiasıyla sınırlı tutulmaması gerektiğini savundu.
Örgüte yardım, yataklık veya siyasi koruma sağladığını ileri sürdüğü kişiler konusunda da hukuk mekanizmalarının işletilmesi gerektiğini dile getiren Külünk, bu alanda siyasetçilerin sorumluluğuna dikkat çekti.
Ancak Külünk’ün bu bölümde dile getirdiği kişi ve gruplara ilişkin ifadeler, konuşmacının iddia ve değerlendirmeleri niteliğinde bulunuyor. Konuşmada somut bir yargı kararı veya resmi soruşturma belgesi ortaya konulmadığı için söz konusu iddiaların bağımsız biçimde doğrulanmış bilgiler olarak değerlendirilmemesi gerekiyor.
Siyasetçilere ve siyasi yapılara çağrı
Külünk, konuşmasının önemli bir bölümünü siyaset kurumuna ayırdı.
Siyasetçilerin FETÖ konusunda partisel bir yaklaşım yerine ilkesel bir tutum benimsemesi gerektiğini savunan Külünk, “benim FETÖ’cüm iyi, karşı tarafın FETÖ’cüsü kötü” anlayışının mücadeleye zarar vereceği yönünde görüş belirtti.
Bu çerçevede siyasi partilerin kendi geçmişlerini ve kadrolarını da sorgulaması gerektiğini ifade eden Külünk, FETÖ ile mücadelede siyasi aidiyetlerin belirleyici olmaması gerektiğini söyledi.
Konuşmasının bu bölümünde farklı siyasi yapılara ilişkin değerlendirmeler yapan Külünk, özellikle siyaset ile kamu bürokrasisi arasındaki ilişkilerin şeffaf biçimde incelenmesi gerektiğini savundu.
“Kripto” yapılanmalar konusunda uyarı
Külünk’ün konuşmasında en fazla tekrar ettiği kavramlardan biri “kripto” yapılanmalar oldu.
FETÖ yapılanmasının farklı kimliklere ve yapılara uyum sağlayarak varlığını sürdürebileceğini ileri süren Külünk, bu nedenle yalnızca geçmişte bilinen örgütsel kimlikler üzerinden mücadele yürütülmemesi gerektiğini söyledi.
Özellikle sivil toplum kuruluşlarına yönelik uyarılarda bulunan Külünk, derneklerin ve benzeri yapıların kendi iç denetimlerini güçlendirmesi gerektiğini ifade etti.
Bursa’daki bazı sivil toplum çevrelerine de doğrudan seslenen Külünk, siyasi güç, makam veya ekonomik çıkar üzerinden hareket edilmemesi gerektiğini söyledi.
Bu bölümde bazı yerel kişi ve yapılar hakkında ağır iddialar içeren ifadeler kullanan Külünk’ün sözlerinin, somut delil veya yargı kararıyla desteklenmediği durumlarda konuşmacının iddiası olarak aktarılması önem taşıyor.
Erdoğan ve liderlik tartışması
Konuşmanın son bölümlerinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi konumu da gündeme geldi.
Külünk, Erdoğan’ın siyasi geleceği ve liderliği üzerinden yürütülen tartışmaların Türkiye’nin genel siyasi dengelerinden ayrı değerlendirilmemesi gerektiğini savundu.
Erdoğan’ın görevde olduğu dönemde yeni liderlik tartışmalarının gündeme taşınmasını eleştiren Külünk, bu tartışmaların arkasındaki siyasi hedeflerin de incelenmesi gerektiğini söyledi.
Bu bölümde Külünk, Erdoğan’ın Türkiye’nin son dönemindeki siyasi dönüşümünde merkezi bir rol oynadığını savunurken, AK Parti teşkilatlarına da Erdoğan’ın siyasi başarısının ötesinde sahadaki sorunlara odaklanmaları çağrısında bulundu.
“AK Parti teşkilatları sahadaki sorunları görmeli”
Külünk, konuşmasının son bölümünde ekonomik sorunlara da değindi.
Türkiye’de ekonomik zorlukların bulunduğunu kabul eden Külünk, özellikle esnaf, çiftçi, köylü ve dar gelirli kesimlerin ekonomik koşullarının dikkate alınması gerektiğini söyledi.
AK Parti teşkilatlarının sahadaki toplumsal değişimi daha yakından takip etmesi gerektiğini belirten Külünk, siyasi başarıların yalnızca seçim sonuçları üzerinden değerlendirilmemesi gerektiği görüşünü dile getirdi.
Bu noktada sivil toplum kuruluşları, kanaat önderleri ve yerel teşkilatların toplumla daha güçlü bağ kurması gerektiğini savundu.
“Türkiye’nin önünde yeni bir dönem var” mesajı
Konuşmasının genel çerçevesinde Türkiye’nin küresel sistemdeki konumuna ilişkin değerlendirmeler de yapan Külünk, Türkiye’nin önümüzdeki dönemde daha etkin bir ülke haline gelebileceğini savundu.
Yapay zekâ, dijital dönüşüm, enerji, küresel güç dengeleri ve Türkiye’nin bölgesel konumu gibi başlıklara değinen Külünk, dünyadaki gelişmelerin Türkiye’nin iç siyasi dengelerinden bağımsız okunamayacağını söyledi.
Külünk, Türkiye’nin geçmişte yaşadığı siyasi kırılmaların doğru okunması halinde geleceğe yönelik daha güçlü bir strateji oluşturulabileceğini ifade etti.
Konuşmasında Türkiye’nin “Terörsüz Türkiye” olarak ifade edilen sürecine de değinen Külünk, bu sürecin kolay olmayacağını ancak Türkiye açısından önemli olduğunu savundu.
Bursa’ya özel mesaj: “Mücadele çizgisini koruyun”
Külünk, konferansın son bölümünde Bursa’daki eski yol arkadaşlarına ve sivil toplum çevrelerine de mesaj verdi.
Yaklaşık 50 yıllık siyasi mücadele geçmişinden söz eden Külünk, Bursa ile uzun yıllara dayanan bağını hatırlattı.
Bursa’daki arkadaşlarına seslenen Külünk, geçmişte birlikte mücadele ettikleri değerlerin makam, para, marka veya kişisel çıkarlar karşılığında terk edilmemesi gerektiğini söyledi.
Konuşmasının sonunda ise FETÖ mücadelesinin yalnızca geçmişte yaşanan olayların hatırlanmasından ibaret olmadığını, siyasi ve toplumsal yapıların bugün de kendi iç denetimlerini sürdürmesi gerektiğini savundu.
Yorumlar