Mecbure İnal Vela, Filistin ve Gazze’de yaşananlara ilişkin kaleme aldığı yazısında, savaşın ve çatışmaların geride bıraktığı acıları; şehitlerin hikâyeleri, yarım kalan hayaller ve Filistin halkının direnişi üzerinden anlattı.
Mecbure İnal Vela, Filistin ve Gazze’de yaşananları konu aldığı yazısında, bölgedeki acıları anlatmakta kelimelerin yetersiz kaldığını ifade etti. Vela, yazısının başlangıcında Filistin’den söz etmek istediğini ancak yaşananları anlatmaya çalıştığında dilinin ve kaleminin “hicap duyduğunu” belirtti.
Vela, Gazze’de yaşananları yalnızca rakamlar ve haber başlıkları üzerinden değil, hayatını kaybeden insanların hikâyeleri üzerinden anlatmayı tercih etti.
Yazısında 17 yaşındayken İsrail askeri tarafından vurularak hayatını kaybettiğini belirttiği Danya’nın hikâyesine yer veren Vela, genç kızın ölümünün ardından yaşananları da kendi anlatımıyla aktardı.
Vela, Danya’nın fotoğraflarının yayılmasının ardından Raid isimli bir kişinin, genç kızı öldürdüğünü belirttiği askeri bıçakladığını ve daha sonra Raid’in de vurularak hayatını kaybettiğini yazdı.
Yazar, Danya’nın babasının Raid’in cenazesine katıldığı sırada yaşandığını belirttiği olayı ise yazısının dikkat çekici bölümlerinden biri olarak aktardı. Vela’ya göre Raid’in babası, şehit Danya’nın oğluna cennette eş olmasını dilemişti.
Vela, yazısında Lübnanlı yaşlı bir kadının direniş ve toprakla kurduğu bağı anlatan sözlerine de geniş yer verdi.
“Ben yüz yaşında bir kadınım ve hâlâ dimdik ayakta duruyorum” sözleriyle aktarılan kadının, yaşına rağmen direnmeye devam edeceğini söylediği ifade edildi.
Vela, kadının sözlerinde devlet ve siyaset kurumlarına yönelik eleştirilerin yanı sıra toprağa, incir ve zeytin ağaçlarına bağlılığın da öne çıktığını belirtti.
Yazar, bu anlatıyı Filistin ve bölgedeki insanların topraklarıyla kurduğu bağın sembolü olarak değerlendirdi.
Yazının bir başka bölümünde ise Gazze’de düğününe saatler kala kaldığı çadırın bombalanması sonucu hayatını kaybettiği belirtilen Muhanned Fervane’nin hikâyesi anlatıldı.
Vela, Fervane’nin geride bıraktığı damatlık ve düğün çiçeklerini, savaşın insanların hayatlarında meydana getirdiği yıkımın sembollerinden biri olarak ele aldı.
Yakınlarının anlatımına göre Fervane’nin evleneceği eşiyle yaşayacağı çadırı dahi hazırladığını aktaran Vela, yaşanan saldırının bir gencin yalnızca hayatını değil, geleceğe ilişkin hayallerini de yarıda bıraktığını ifade etti.
Filistin’de yaşanan acıların sayısız insan hikâyesi barındırdığını belirten Vela, yazısında bu hikâyelerin tamamını anlatmanın mümkün olmadığını dile getirdi.
Yazar, zulüm ve savaşın karşısında zaman zaman umudun ve direnişin de ortaya çıktığını belirterek, yaşananları doğadaki dönüşüm ve yeniden filizlenme metaforlarıyla anlattı.
Vela, Gazze halkını “gözyaşı çiçeği”ne benzettiği bölümde, hayatını kaybeden her insanı toprağa düşen bir gözyaşı olarak tasvir etti.
Filistinli annelerin gözyaşlarını, toprağa düşerek yeniden filizlenen tohumlara benzeten Vela, bu metafor üzerinden kayıpların ardından ortaya çıkan dayanışma ve direniş duygusunu anlattı.
Yazısında savaşın çocuklar üzerindeki etkisine de dikkat çeken Vela, gözyaşlarının açlık ve yoksulluğu ortadan kaldırmaya yetmediğini vurguladı.
Mecbure İnal Vela, yazısının sonunda Filistin, Gazze ve Mescid-i Aksa’ya yönelik duygularını dua ve muhasebe ifadeleriyle dile getirdi.
Vela, yazısını şu ifadelerle tamamladı:
**“Affet bizi Filistin
Gazze bizi affet
Affet Mescid-i Aksa!
Bizi bağışlatacak sermayemiz yok
Gözyaşından ve duadan başka…”**
Yazarın kaleme aldığı metin, Gazze ve Filistin’de yaşanan insani dramı; kayıplar, yarım kalan hayatlar, çocukların yaşadığı zorluklar ve bölge halkının direniş anlatıları üzerinden ele alan duygusal bir değerlendirme niteliği taşıyor.
Yorumlar