DR. MEHMET RUHİ GÖKMOĞOL YAZDI: SEL FELAKETİNDEN İŞLETMELERE 5 DERS

Dr. Mehmet Ruhi Gökmoğol’un değerlendirmesine göre Ayazağa’da yaşanan sel, işletmelerin afet risklerine, iş sürekliliğine ve çalışan güvenliğine yönelik hazırlıklarını yeniden gündeme taşıdı. ISO 9001 standardının yalnızca bir sertifika olarak görülmemesi gerektiğine dikkat çeken Gökmoğol, risk yönetiminin işletmelerin günlük kararlarına yansımasının önemini vurguladı.

Yayınlanma Tarihi : Google News
DR. MEHMET RUHİ GÖKMOĞOL YAZDI: SEL FELAKETİNDEN İŞLETMELERE 5 DERS
Advert

Dr. Mehmet Ruhi Gökmoğol’un değerlendirmesine göre Ayazağa’da yaşanan sel, işletmelerin afet risklerine, iş sürekliliğine ve çalışan güvenliğine yönelik hazırlıklarını yeniden gündeme taşıdı. ISO 9001 standardının yalnızca bir sertifika olarak görülmemesi gerektiğine dikkat çeken Gökmoğol, risk yönetiminin işletmelerin günlük kararlarına yansımasının önemini vurguladı.

Sel felaketi işletmeler için ne anlama geliyor?

Ayazağa’da yaşanan sel felaketi, bölgedeki iş yerlerini ve araçları etkilerken Maslak’taki işletmelerin işleyişi açısından da riskleri gündeme getirdi. Şiddetli yağışların ardından yaşanan aksaklıklar; ulaşım, çalışanların işe erişimi, iş yerlerinin güvenliği ve tedarik süreçleri gibi başlıkların afet planlamasında birlikte ele alınması gerektiğini ortaya koydu.

Dr. Mehmet Ruhi Gökmoğol, kaleme aldığı yazıda selin yalnızca bir hava olayı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, yaşananların işletme yönetimi açısından önemli bir uyarı niteliği taşıdığını ifade etti.

ISO 9001 yalnızca duvarda asılı bir belge olmamalı

ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi Standardı, kuruluşların faaliyetlerini sistematik biçimde yönetmelerini ve süreçlerini sürekli iyileştirmelerini amaçlıyor. Standardın “Kuruluşun bağlamı” yaklaşımı da işletmelerin faaliyetlerini etkileyebilecek iç ve dış koşulları belirlemesini, ilgili risk ve fırsatları değerlendirmesini gerektiriyor.

Gökmoğol, sel, deprem ve yangın gibi olayların işletmeler açısından önceden değerlendirilmesi gereken riskler arasında bulunduğuna dikkat çekerek, kalite yönetimi anlayışının yalnızca belge edinmekle sınırlı kalmaması gerektiğini vurguladı.

İş sürekliliği planları kritik önem taşıyor

Sel nedeniyle iş yerlerinde meydana gelebilecek hasarlar, stok kayıpları, araç zararları ve ulaşım sorunları işletmelerin faaliyetlerini kesintiye uğratabiliyor. Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerde bu tür kesintilerin mali sonuçları daha ağır hissedilebiliyor.

Gökmoğol’a göre iş sürekliliği planları yalnızca büyük şirketler için değil, her ölçekteki işletme için önem taşıyor. Afet durumunda faaliyetlerin nasıl sürdürüleceğinin, kritik iş süreçlerinin nasıl korunacağının ve tedarik zincirindeki aksaklıkların nasıl yönetileceğinin önceden planlanması gerekiyor.

Doğal afetlerin işletmelerin finansal risk değerlendirmelerine dahil edilmesi de bu hazırlığın önemli bir parçasını oluşturuyor. Sigorta kapsamının gözden geçirilmesi ve olası hasarların ardından uygulanacak süreçlerin belirlenmesi, risk yönetimini destekleyen adımlar arasında yer alıyor.

Şehir altyapısı da işletmelerin risk haritasında olmalı

Yazıda, Ayazağa Deresi ve çevresindeki altyapı koşullarının selin etkilerinin değerlendirilmesinde önem taşıdığına işaret ediliyor. İşletmelerin karşı karşıya olduğu risklerin yalnızca şirket binalarıyla sınırlı olmadığına dikkat çekilirken, kuruluş yeri seçiminde çevresel koşulların da hesaba katılması gerektiği belirtiliyor.

İmar geçmişi, dere yataklarına yakınlık, bölgesel afet riskleri ve ulaşım altyapısı, işletmelerin yer seçimi ve acil durum planlamasında değerlendirebileceği başlıklar arasında bulunuyor.

Çalışanların işe erişimi de risk yönetiminin parçası

Selin etkileri, iş yerlerinde doğrudan hasar oluşmasa bile çalışanların işe ulaşmasını zorlaştırarak faaliyetleri aksatabiliyor. Bu durum, çalışanların yaşadığı bölgelerin ve ulaşım güzergâhlarının da işletmelerin risk değerlendirmesinde ele alınması gerektiğini gösteriyor.

Gökmoğol, çalışanların yaşadığı çevrenin işletmeler açısından göz ardı edilmemesi gereken bir unsur olduğuna dikkat çekiyor. Uzaktan çalışma seçenekleri, alternatif ulaşım düzenlemeleri ve kriz dönemlerinde çalışanlarla iletişimin nasıl sürdürüleceği gibi konuların önceden planlanması, iş sürekliliğine katkı sağlayabiliyor.

Kriz dönemlerindeki yaklaşım marka algısını etkiliyor

Afet dönemlerinde işletmelerin çalışanlarına, müşterilerine ve tedarikçilerine karşı tutumu da önem kazanıyor. Çalışanların ihtiyaçlarına duyarlı yaklaşılması, müşterilerle açık iletişim kurulması ve tedarik süreçlerinde alternatiflerin devreye alınması, kriz yönetiminin temel unsurları arasında yer alıyor.

Yazıda, kriz anlarında sergilenen tutumun işletmelerin kurumsal itibarını etkileyebileceği vurgulanıyor. Bu nedenle afet hazırlığının yalnızca fiziksel güvenlik ve finansal kayıplarla sınırlı görülmemesi, kurumsal sorumluluk ve iletişim boyutuyla da ele alınması gerekiyor.

KOBİ’ler için beş temel mesaj

Ayazağa’da yaşanan selden hareketle işletmelerin dikkate alması gereken beş temel başlık öne çıkıyor:

  • İş sürekliliği: Faaliyetlerin kesintiye uğraması durumunda uygulanacak planlar hazırlanmalı.

  • Finansal risk yönetimi: Doğal afetlerin oluşturabileceği zararlar ve sigorta kapsamı değerlendirilmeli.

  • Kuruluş yeri seçimi: Altyapı koşulları ve bölgesel afet riskleri göz önünde bulundurulmalı.

  • Çalışanların erişimi: Çalışanların yaşadığı bölgeler ve işe ulaşım olanakları risk planlarına dahil edilmeli.

  • Kriz yönetimi: Çalışanlar, müşteriler ve tedarikçilerle iletişim süreçleri önceden belirlenmeli.

Ayazağa’daki sel, işletmelerin kalite yönetimi ve risk planlamasına ilişkin önemli soruları yeniden gündeme taşıdı. Dr. Mehmet Ruhi Gökmoğol’un yazısının temel mesajı ise açık: ISO 9001, yalnızca duvarda asılı bir sertifika olarak kalmamalı; riskleri öngören, krizlere hazırlanan ve iş sürekliliğini destekleyen bir yönetim anlayışının parçası olmalı.

Advert

Yorum Gönder

Yorumlar